• Filistinli esirler adına: “Suç Duyurusu!”
    Apr 15 2026

    8 Nisan 2026 tarihinde Çağlayan Adliyesi'nin adına “Filistinli esirler adına: ‘Suç duyurusu’” başlıklı basın açıklaması yapılmıştı. Biz de bu vesileyle Gülden Sönmez'i ağırlıyoruz.

    Ancak öncesinde, Pakistan’ın başkentinden İslamabat’ta ABD ile İran arasında iki gün süren ateşkes görüşmeler ile ilgili bir görüş yazısıyla ilgili özet olarak bahsetmek istiyorum: Sık sık dile getirdiğimiz, Harvard Kennedy Okulu Uluslararası İlişkilerde Profesör, Lahor Üniversitesi Dekanı, Rabia Akhtar, 13 Nisan 2026 tarihinde, yeni bir yazı daha kaleme almış: “Pakistan, Ateşkes ve Savaş Sonrası Ortadoğu’nun Biçimi” (Pakistan, the Ceasefire, and the Shape of the Post-War Middle East).


    Rabia Akhtar, bu yazıda, “ABD ile İran arasında ilan edilen iki haftalık ateşkes, barış değildir. Bu, bölgesel düzenin ne kadar kırılgan olduğunu, Hürmüz Boğazı’nın ne kadar çabuk küresel bir baskı aracına dönüşebileceğini ve sınırlı çatışma ile sistemik çöküş arasındaki çizginin ne kadar ince olduğunu ortaya koyan bir savaşın ara vermesidir,” diyor.


    Pakistan’ın bu ateşkesin sağlanmasında oynadığı rol, çatışmayı çözdüğü için değil, stratejik kriz anlarında coğrafya, güven ve diplomatik hafızanın hâlâ önem taşıdığını bölgeye hatırlattığı için önemlidir. Pakistan, mevcut ateşkesin sağlanmasında kilit bir rol oynadı ve İslamabad’da takip eden diplomatik görüşmelere ev sahipliği yaptı; ancak ateşkes, özellikle Lübnan ve deniz erişimi konusunda hâlâ kırılgan ve tartışmalı bir durumda.


    Bu savaşın ardından ortaya çıkacak durum, savaş öncesi Ortadoğu’ya benzemeyecektir. Silahlar susmuş olsa bile, bölgenin eski dengesine dönmesi pek olası görünmüyor. Bunun yerine, bölge daha militarize, daha ağa bağlı ve krizlere daha yatkın bir düzene doğru ilerliyor: Körfez’in güvenliği, İran’ın nükleer potansiyeli, İsrail’in hareket özgürlüğü, ABD’nin bölgedeki varlığı ve orta güç arabulucuların rolü gibi konuların hepsinin birden yeniden müzakere edileceği bir düzene. Ateşkesin kendisi bile çatlakları ortaya koyuyor. Washington ve Tahran bir ara verilmesi gerektiği konusunda hemfikir, ancak tam olarak neyin kararlaştırıldığı konusunda anlaşamıyorlar. Pakistan ve İran, ateşkesin Lübnan’ı da kapsaması gerektiğini söylerken, ABD ve İsrail bu yorumu reddediyor. Bu, önemsiz bir uyuşmazlık değil. Bu ateşkesin nihai bir çözüm değil, çözülmemiş savaşlar üzerinde askıya alınmış, tartışmalı bir çerçeve olduğunu gösteriyor.


    Şimdi, esas konuya gelirsek, 8 Nisan 2026 tarihinde, Çağlayan Adliyesi'nin adına 'Filistinli esirler adına ‘Suç duyurusu’' olarak bir basın açıklaması gerçekleşti. İstanbul'da Av. Gülden Sönmez’in de yer aldığı bir grup avukat ve insan hakları savunucusu, İsrail cezaevlerinde tutulan Filistinlilere yönelik işkenceleri ve idam yasasını, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyine ve Ulusal Yargı Mekanizmalarına taşıdı. Ayrıca, temsil ettiği 18 Filistinli tutuklu ve yakınları adına İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundular. İsrail zindanlarında hayatını kaybeden 145 kişinin bilgilerini de içeren dilekçemizde kimliklerini tespit ettiğimiz Türk vatandaşı İsrailliler de bulunmaktadır. İsrailli sorumlu kişiler hakkında INTERPOL vasıtasıyla yakalama talep edilmiştir.

    Show more Show less
    28 mins
  • Hüsnükabul: 23. Radyo Şenliği Özel
    Apr 8 2026

    23. Radyo Şenliği apacikradyo.com.tr'de sürüyor. Katılmak için: 0212 343 41 41 veya destek.acikradyo.com.tr!


    “Apaçık Radyo’yu düşündüğümde aklıma bir kumaş benzetmesi geliyor. Kumaşa yakından bakarsanız, iplikleri görürsünüz. Birbirine bağlanmış iplikler. Birbirlerinin içinden ve üzerinden geçerek iç içe dolandıkça, aralarındaki bağın gücü artar. Yaklaştıkça, bu gücün bağlarını görürsünüz. Ancak geri çekildiğinizde tek bir bütün parça görürsünüz, bir kumaş parçası. Geçirgen, gözenekli, ama kendine özgü. Şimdi, bu kumaş parçası bir tür “Apaçık Radyo”yu temsil ediyor.”

    Hüsnükabul programının sunucularından Waseem Ahmed Sıddıqi, Apaçık Radyo’yu bu sözlerle anlatıyor.

    Show more Show less
    20 mins
  • Ervand Abrahamian ile Söyleşi: "Tarih asla durmaz. Filistinliler gibi İranlılar da var olma mücadelesini sürdürdükçe, İran çağımızda önemli bir yer tutmaya devam edecek."
    Apr 1 2026

    New York Şehir Üniversitesi’nden (CUNY) emekli tarihçi Ervand Abrahamian ile yaptığımız röportajı yayına alıyoruz.

    Ervand Abrahamian, 1953’teki darbe İran’da monarşinin meşruiyetini zayıflatıp İslam Devrimi’ne zemin hazırlasa da günümüzdeki ABD-İran gerilimi esas olarak İsrail’in bölgedeki rolüyle bağlantılı olduğunu söylüyor. Ayrıca ABD’nin İran politikasının büyük ölçüde İsrail’in yönlendirmesine bırakıldığını ve özellikle petrol ile jeopolitik çıkarların tarihsel olarak belirleyici olduğunu savunuyor ve olası çatışmaların ekonomik krizler, kitlesel göç, ahlaki çöküş gibi ciddi küresel sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor.


    Ervand, röportaj sırasında, son olarak: “Tarih asla durmaz. Filistinliler gibi İranlılar da var olma mücadelesini sürdürdükçe, İran sorunu çağımızda önemli bir yer tutmaya devam edecektir. Ve İran, er ya da geç, kendi ayakları üzerinde duracaktır," diyor.

    Show more Show less
    29 mins
  • Bitmeyen Savaş: Yenilgi, İhanet ve Yıkıntılar arasında düşünmek
    Mar 25 2026

    Shahram Khosravi Stockholm Üniversitesi’nde antropoloji profesör, iki hafta önce — tam tarihi belirtilmemiş olmakla birlikte — Cabinet dergisinde, 28 Şubat’tan bu yana İran’da ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen bir dizi saldırıyı ele alan bir makale kaleme aldı: “Defeat as method: Thinking from within the ruins” (Bir yol-yordam olarak yenilgi: Yıkıntılar arasında düşünmek).

    Shahram, bu yazıda, 1987 yılının sonlarında, İran-Irak savaşından kaçmak için İran’dan bir sınırdan diğerine yasadışı olarak geçerken babasının gönderdiği mektuptan bahsediyor. Babasının ona yazdığı son iki cümle şu şekilde: “Hayat, yenilgiden ibaret. Hayatın karşısında yenilgiyle yüzleşmeyi öğren.”

    Ve şu soruyu soruyor: Peki, yenilgiye nasıl hazırlanılır? Henüz gelmemiş bir yenilgiye, toprakları, isimleri, zamanları elinden alınmış, yenilgiye artık yabancı olmayan onun gibi insanlar için.

    Shahram için yenilgi bir şeyin kaybı olsa da bir sonraki yenilgiyi hazırlamak için bir kapı açıyor. “Bir bakıma,” diye yazıyor, “onun için yenilgi bir şeyi kaybetmek değil, başka bir yenilgiye hazırlıklı olmaktır — bununla yüzleşerek, o yenilgiyle göze göze gelerek.”

    Öyleyse, yeryüzünün mağluplarının paylaştığı şey, yenilginin mücadelenin sonu değil, mücadelenin koşulu olduğu anlayışınındır, diyor. Filistinliler bunu 1948’den beri anlamışlar. Biz İranlılar, yeryüzünün mağlupları, Filistinlilerden yenilgilerimizle yüzleşmeyi nasıl öğrenmişizdir. Bu yüzden tekrar tekrar yeniliyoruz, ama asla aynı şekilde değil. Yenilgilerimiz aynı şeyin tekrarı değil. Çünkü tekrarlamak dünyayı ona ihanet etmek olur, diyor. Tekrar ediyorum: “Çünkü yenilginin tekrarlaması dünyanın ihanet etmektir, anlamına geliyor.” Stockholm Üniversitesi’nden Profesör Shaharam Khusravi.

    Tamamen bu iki kelime yenilgi ve ihanet üzerine durmak istiyorum. Şu anda Beyrut'tan gelen haber: 1.000'den fazla ölü, 1 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi; pek çok kişi Güney Lübnan'ın uzun süreli işgalinden endişe duyuyor.

    İsrail, Lübnan ve Hizbullah milis güçlerine karşı yeniden başlayan savaşta Lübnan’ı bombalamaya devam ederken, Beyrut’tan Associated Press’ten Kareem Chehayeb’den son gelişmeleri Democracy Now!'da anlatıyor: “Bu savaşı, iki yıldan az bir süre önce yaşanan son savaşla karşılaştırırsanız, son üç haftada yaşananlar, o zaman yedi ya da sekiz ayda yaşananlara denk geliyor,” diyor Kareem. Kitlesel yerinden edilme olaylarını ve yakın zamanda gerçekleşecek bir kara harekâtı endişesini anlatıyor. “Ülkede bir insani kriz yaşanıyor ve bu saldırıların yakın zamanda sona ereceği görünmüyor.”

    Show more Show less
    24 mins
  • Behrooz Ghamari-Tabrizi: “İran toplumu, on yıllar boyunca, kendi dönüşümünü ve özgürlüğünü gerçekleştirebilecek kadar bilinçli!”
    Mar 18 2026

    New York'tan Behrooz Ghamari-Tabrizi, CUNY Graduate Center bünyesindeki Yer, Kültür ve Siyaset Merkezi’nde araştırmacı. Daha önce Princeton Üniversitesi Yakın Doğu Çalışmaları Bölümü'nde profesör ve bölüm başkanı olarak görev yapan Ghamari-Tabrizi, İslam ve Devrim Sonrası İran'da Muhalefet (Islam and Dissent in Postrevolutionary Iran) adlı kitabın yanı sıra, Evin Hapishanesi'nde ölüm hücresinde geçirdiği yılları anlattığı Akbar'ı Anmak: İran Devrimi'nin İçinden (Remembering Akbar: Inside the Iranian Revolution) adlı anı kitabı ve bu yıl yayınlanan son kitabı İran'a Karşı Uzun Savaş: Yeni Olaylar, Eski Sorular (The Long War on Iran: New Events, Old Questions) gibi birçok kitabın yazarıdır.

    “Why Isn't This Iran Revolution Expert Encouraging Iranians to Overthrow the Regime?” (Bu İran Devrimi Uzmanı Neden İranlıları Rejimi Devirmeye Teşvik Etmiyor?)

    Behrooz Ghamari-Tabrizi, Haaretz'de yayınlanan makaleye ve soruya, “İran toplumu, on yıllar boyunca, kendi dönüşümünü ve özgürlüğünü gerçekleştirebilecek kadar bilinçli olduğunu gösterdi,” yanıt veriyor.


    Aynı zamanda İran Devrimi’nin tarihsel arka planı ve günümüzde İran’da yaşanan gelişmeler ele alıyor. Behrooz, röportaj esnasında 1979 Devrimi’nin yalnızca monarşiye karşı değil, aynı zamanda emperyalizme karşı bir tepki olduğunu vurguluyor. İran’da devrim sonrasında kurulan rejimin zamanla muhalefeti bastırdığı, ancak buna rağmen toplum içinde canlı bir sivil direniş ve entelektüel hareketin varlığını sürdürdüğü ifade ediyor.


    ABD ve İsrail’in İran’daki gelişmeleri kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya çalıştığını, bu müdahalelerin demokrasiye değil, istikrarsızlığa yol açacağını savunuyor. Bu nedenle, rejimin dışarıdan zorla devrilmesine karşı çıkıyor; değişimin toplum içinden, aşağıdan yukarıya doğru gerçekleşmesi gerektiğini vurguluyor.

    Show more Show less
    30 mins
  • Ori Goldberg ile Söyleşi: “Ülkemdeki (İsrail’deki) kamuoyundaki tartışmalar (…) beni delirtiyor"
    Mar 11 2026

    4 Mart 2026 tarihinde Tel Aviv'den Ori Goldberg ile yaptığımız röportaja kulak veriyoruz.


    Röportaj, önemli ölçüde “İsrail'in eş zamanlı olarak Filistin’de, sonra İran’da ve şimdi Lübnan’da sürdürdüğü vahşetler ve Körfez ülkelerinin bu vahşeti nasıl karıştığı” konusuna odaklanıyor.

    Ori, bağımsız bir İsrailli siyasi analist ve akademisyen. Haaretz, +972 magazine, New Lines Magazine gibi yerlerde İran ve İsrail hakkında çok sayıda yazı yazmış. Özellikle, İran ve Orta Doğu çalışmalarında uzunca bir hayat geçirmiş.

    Ori Goldberg, bana e-mail üzerinden şunları yazdı: “Bence bu ‘savaş’ suç niteliğinde bir saldırı savaşıdır ve İsrail'in Filistin halkına karşı yürüttüğü soykırımın doğrudan bir sonucudur."


    28 Şubat 2026'dan bu yana ABD ve İsrail'in İran'a karşı sürdürdüğü savaş ve bunun yanı sıra Lübnan'da, yaklaşık 200 bin çocuk dahil olmak üzere yaklaşık 700 bin kişinin evlerinden zorla çıkarılmasının ardından bu sayıyı, “Önceki gerginliklerden dolayı zaten yerlerinden edilmiş 10 binlerce kişiye eklenmiştir,” diye belirtti UNICEF.


    Bu gelişme, hafta sonu İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik saldırıların ardında, İran güçlerinin İsrail genelinde karşı saldırılar düzenlemesi, birkaç Körfez ülkesinde patlamalar yaşanması ve İsrail'in Lübnan'da Hizbullah'ı hedef alan saldırıları sonrasında gerçekleşti.


    İsrail hükümetinin gerçekleştirdiğini iddia ettiği ve "vahşeti" olarak nitelendirilen eylemler hakkında Ori'nin değerlendirmesini kulak veriyoruz.

    Show more Show less
    27 mins
  • Plastik Atık, Göç ve Görünmeyen Emek: Küresel Bir Adalet Meselesi
    Mar 4 2026

    Geçen hafta Kanada vatandaşı Adnan Khan'ı konuk aldım.

    Birleşik Krallık’ın plastik atık ihracatı, hem ülke içindeki geri dönüşüm sektörünü çökertmekte hem de atıkların gönderildiği Türkiye gibi ülkelerde ölümcül ve etik dışı çalışma koşullarını ağırlaştırmakta. “Boy Wasted” araştırması, geri dönüşüm zincirindeki yapısal çürümeyi ve bu süreçte Birleşik Krallık’ın sorumluluğunu, plastik balyaları içinde bulunan çocuk bedenleri üzerinden gözler önüne sermekte.

    Röportajda Adnan Khan, bu ahlaki ve yapısal çöküşün nedenlerini ve plastik atık ihracatının durdurularak daha etik bir geri dönüşüm sistemi kurulması için gerekli politika adımlarını değerlendirmekte.

    Show more Show less
    26 mins
  • Gölgede Kalan Hayatlar: Mültecilerin sağlık haklarına erişiminin önündeki 'Engeller Raporu' üzerine söyleşiye devam
    Feb 25 2026

    Hatırlayacağınız üzere, geçtiğimiz haftaki yayında, 28 Ocak 2026 tarihinde Göçmen Mülteci Ağı, “Gölgede Yaşayanlar: Göçmen ve Mültecilerin Sağlık Haklarına Erişiminin Önündeki Engeller ve Yaşadıkları İnsan Hakları İhlalleri” başlıklı bir raporu ele aldık ve bize, bu raporu kapsamlı konuşmak için Dr. Fatma Örgel ve Avukat Gülseren Yöleri katıldı.

    Geçtiğimiz hafta, bu rapora dayanarak, raporu ele almanın en önemli nedeni yani içeriği, Türkiye'deki sağlık politikalarının tarihsel dönüşümüdür ve bununla birlikte, sığınma rejimi kapsamındaki yasal statülerin, özellikle uluslararası koruma ve geçici koruma altındaki bireylerin durumunun, hakların kağıt üzerinde kalmasına ve hatta en acil insani ihtiyaçların belirsiz, şartlı ve güvensiz hale gelmesine nasıl yol açtığını konuştuk.

    Konuğumuz Av. Gülseren Yoleri ile kaldığımız yerden devam ediyoruz ve iltica sistemi kapsamındaki yasal statüler, özellikle uluslararası koruma ve geçici koruma altındaki kişilerin sağlık politikası durumları hakkında örneklerle daha kapsamlı bir şekilde ele alacağız.

    Ardından, sistemik çöküşün yani yapısal çöküşün özü ve raporun son sayfalarında yer alan örnek olay incelemeleri yani sistemik ihmalin yüzlerinden bir veya iki kişi üzerine ışık tutmak ve onların hikâyeyi görünür kılmaya çalışacağız.

    Show more Show less
    27 mins